12 Ocak 2016

Reklamın Gücü: Kızıl Kraliçe

Cildi ve kapağı da çok beğendim.
Yurtdışında bloggerlar tarafından çok övülen, daha basılmadan film hakları Universal Pictures tarafından satın alınan ve basıldıktan sonra da New York Times Bestseller listesine giren Kızıl Kraliçe, bu saydığım sebeplerden ötürü insanın beklentisini bir hayli artırıyor. Ben genelde bu sıcak tepkilerden etkilenmeyip ortalığın biraz durulmasını beklerim. Sonuçta hayat kısa ve okuyabileceğin kitap sayısı sınırlı. Maalesef aklımı çelen her kitabı okuyacak vaktim yok. Ancak bu kitap bana yılbaşı hediyesi olarak gelince elimdeki kitabı bitirir bitirmez Kızıl Kraliçe’yi okumaya başladım. Yazının devamı az miktarda spoiler içerecektir.

Kitapta yaratılan dünyada halk iki kasta ayrılmıştır: Gümüşler ve Kızıllar. Bu ayrımın kaynağı insanların kanlarının rengi. Kızıllar halkın ezilen, köleleştirilen, Gümüşlere hizmet etmek için var olduklarına inanılan kesimi. Gümüşler ise zenginlik içinde yaşayan, yöneten sınıf. Ayrıca Gümüşlerin çeşitli süper güçleri var. Kimisi ateşi kontrol edebilyor, kimisi suyu ve kimisi akıl kontrolü yapabiliyor. Bunlar haricinde aralarında çok güçlü olanlar, çok hızlı olanlar, mıknatıs gibi demiri kontrol edenler, şifacılar vs. de var.

Bizim ana karakterimiz Mare, 17 yaşında bir Kızıl. Bir kız kardeşi ve mecburi hizmet adı altında askere alınarak savaşa gönderilen üç abisi var. Babası da tekerlekli sandalyeye mahkum bir gazi. Mare eğer 18 yaşına geldiğinde iş bulamamış olursa o da mecburi hizmete alınacak ve ülkeleri Poyraz Krallığı ile Gölbölge arasında sürmekte olan savaşa gönderilecek. Mare, iş bulamadığı için hırsızlık yaparak ailesinin geçimine katkı sağlamaya çalışıyor. Bir adamın cüzdanını çalacakken adam durumu fark ediyor ve Mare’yi cezalandırmak yerine ona “Senin benden daha çok ihtiyacın var.” diyerek para veriyor. Ertesi gün Mare, Gümüşlerin sarayına çağrılıyor ve orada kendisine bir iş ayarlandığını, mutfak personeli olarak çalışacağını öğreniyor. Aynı zamanda o gün sarayda kraliçe denemesi diye bir etkinlik olduğunu duyuyor. Neymiş bu kraliçe denemesi derseniz, sonraki kraliçenin seçilmesi için soylu Gümüş ailelerinin kızlarının güçlerini sergilediği bir etkinlik. Mare, etkinlik sırasında önceki gece kendisini hırsızlık yaparken yakalayan adamın büyük prens Cal olduğunu görüyor. Mare, misafirlere hizmet ederken bir kaza sonucu elektrikli tellerin üzerine düşüyor, ölmeyi beklerken içinden geçen elektriğin kendisini müthiş hissettirdiğini ve ölmediğini fark ediyor. Üzerine gelenlere elektrik gönderiyor ve oradaki bütün Gümüşler, bir Kızıl’ın özel güçleri olduğunu görmüş oluyor. Kral ve Kraliçe diğer Gümüşlere Mare’nin babasının savaşta hayatını kaybeden çok saygın bir Gümüş olduğunu, Mare’nin kökenini bilmeden Kızıllar tarafından büyütüldüğünü ve babasının hatırası için Mare’yi ailelerine kabul ederek küçük prens Maven ile nişanladıklarını duyuruyorlar. Mare, hayatta kalabilmek için bu yalanı sürdürmek zorunda kalıyor.

Tabii ki bu bütün kitabın özeti değil. Aslında giriş kısmını oluşturuyor bu anlattıklarım.

Her ne kadar Kızıl Kraliçe’nin adından bu kadar söz ettirmesinin sebebinin iyi yürütülen bir reklam kampanyası olduğunu düşünsem de ben kitabı okurken sıkılmadım. Akıcı bir dille yazılmış, devamını merak ettiren bir kitap. Bu arada kitabın yazarı Victoria Aveyard, Goodreads 2015 ödüllerinde en iyi çıkış yapan yazar olarak seçildi. Başka kitaplarla benzer noktalar yakalansa da o noktaları harmanlayarak yeni bir dünya yaratmayı başarmış yazar.

Ben bu kitabın filmini değil de dizisini seyretmek isterdim. Kitap Mare’nin ağzından yazılmış ve bu yüzden arka planda gelişen bazı olaylar yüzeysel kalmış. Kırmızı Muhafızlar diye bir isyan örgütü var mesela. Aslında kitabın bel kemiklerinden birisi bu örgüt; ancak onların planlarına, eylemlerine derinlemesine giremiyorsunuz. Güzel bir dizi yapılsa da Kırmızı Muhafızları, kraliyet ailesini, sıradan Gümüşlerin yaşamlarını ve hatta Gümüşlerin nasıl olup da Gümüşlere dönüştüklerini vs. daha detaylı görebilsek güzel olurdu.

Serinin ikinci kitabı Glass Sword önümüzdeki ay çıkıyor. Türkçe çevirisi ne kadar sürer bilemiyorum. Çok büyük bir heyecan ve hevesle beklemesem de sanırım seriyi okumaya devam ederim.


4 Ocak 2016

Yeni Yıl Hediyesi: Sherlock - The Abominable Bride

Yeni yılda yeniden bir yazma hevesi geldi bana. Ne kadar istikrarlı gidebilirim bakalım. İncelemeye geçecek olursak Sherlock Holmes, hayranı olduğum bir karakter. Sherlock Holmes uyarlaması olan dizilerin de tamamını izlemeyi denemişimdir. Şu ana kadar en sevdiğim uyarlama BBC’nin Sherlock'u. Tabii Sherlock’u senede 20 bölüm çıkaran dizilerle kıyaslamak ne kadar adil olur, bilemiyorum.

Yılbaşında yeni bir Sherlock bölümü geleceğini ve de bu bölümün Viktorya Devri İngiltere’sinde, yani Sherlock’un esas yazıldığı zamanlarda geçeceğini duyunca heyecanla beklemeye başlamıştım. Bölümün eleştirilecek yanları olsa da çok memnuniyetsiz hissettiğimi söyleyemeyeceğim. Gerçekten özlemişim Sherlock’u. Yazının devamı spoiler içerecek, uyarayım.


Hikaye gelinlik giymiş bir kadının elinde iki tabancayla balkona çıkıp etrafa ateş açarak dikkat çekmesi ve sonra kendini vurmasıyla başlıyor. Daha sonra aynı kadın morgta yatıyor olması gerekirken gidip yine insanların önünde kocasını vuruyor. Bölüm açıklandığında bunun ana hikayeden bağımsız olarak “19. yüzyılda Sherlock nasıldı?” fikriyle yapılmış bir bölüm olacağını düşünmüştüm. Bölümün yaklaşık 1 saatlik kısmında böyle hissetmeye de devam ettim. Kostümler, mekanlar, müzikler gerçekten çok güzeldi. Sonra bir twistle hikaye günümüze bağlandı. Meğer bütün olaylar Sherlock’un zihninde yaşanıyormuş. İzlediklerimiz Sherlock’un aşırı dozda uyuşturucu alarak “mind palace”ında kurduğu bir dünyaymış. Eskiden yaşanan bu olayda kurşunla beyni dağılmasına rağmen kalkıp cinayet işleyen gelin ve kurşunla beyni dağılmış olan Moriarty’i özdeşleştirmiş Sherlock. Biz de 1 saat Moriarty’nin neden geri dönemeyeceğinin ispatını izlemişiz. Aslında bu geçiş hoşuma gitti ilk olarak; ancak bir süre gidip gelmeye devam etmemiz takibi biraz zorlaştırdı sanki.
Bir de bölümün feminist mesajları var. Bu mesaja alt metin diyemiyorum; çünkü aşırı derecede kör göze parmak şeklinde verilmiş. Gerçekten böyle bir diziden mesajını daha incelikli bir şekilde aktarmasını beklerdim. Oradaki kadınların dayanışmalarını, oturup sorunlarını konuşmalarını değil de tuhaf kılıklarla ayin yapıyor olmalarını görmemiz çok saçmaydı. Yine de bu absürtlükleri nasılsa sadece hayal gücüymüş diyerek görmezden gelebiliriz.

Neticede Sherlock zihnindeki Moriarty’i de alt ederek Moriarty’nin kesinlikle ölü olduğuna ve öyle de kalacağına kanaat getirdi.

Bölüm sonunda 3. sezonun son bölümünde kaldığımız yere dönmüş olduk. Bu bölümü izlememenin ana hikayede herhangi bir kopukluğa sebep olacağını zannetmiyorum. Yine de izleyin, izlettirin.

5 Ocak 2014

Ötekiler Arasında

Kazandığı ödüller (en önemlileri 2011 Nebula ve 2012 Hugo) ve kitabı öven yazılar dolayısıyla kitaptan beklentim epey yüksekti; ama beklentilerimi tam olarak karşılayamadı. Belki 10 yıl önce okusam çok daha fazla sevebilirdim.

Jo Walton'ın yazdığı kitap fantastik öğeler içeriyor; ama yeni bir fantastik dünya yarattığı söylenemez. 15 yaşındaki bir genç kızın günlüğü şeklinde kurgulanmış. Kızın adı Morwenna. Küçükken ikiz kız kardeşiyle beraber perilerle oyunlar oynayarak büyüyor Morwenna. Sonra bir trafik kazasında ikizi ölüyor ve o güne kadar tanışmadığı babasının yanına gönderiliyor. Babası da onu bir yatılı okula yazdırıyor ve biz okuldaki ilk dönemlerinde tuttuğu günlüğü okuyoruz.



"Diğer insanlara benzediğimi düşünmüyorum." yazıyor günlüğüne, okuldaki ilişkilerini bu cümleyle özetleyebiliriz sanırım. Kitaplar en yakın arkadaşları. Bazen bir sayfada beş farklı yazardan bahsedebiliyor. Başlarda hoşuma gitti bu. Tolkien seven bir kitap kahramanına kendini yakın hissetmek daha kolay sonuçta. :) Ama bazı sayfalarda bu kitap atıfları fazla gelebiliyor. Yine de ilgi çekici kısımları da vardı. Kitabı okurken yaklaşık on kitaplık bir okuma listesi çıkarttım kendime.

Kitabın arka kapağında "Günlük biçiminde yazılmış olan Ötekiler Arasında sadece bir roman değil, tüm bilimkurgu ve fantastik edebiyat dünyasına topyekûn bir övgü ve selamlama." yazıyor. Kitabı en güzel özetleyen cümle de bu olsa gerek. Bahsedilen yazarlara ve eserlere ne derece hakimseniz kitaptan alacağınız keyif o derece artacaktır. İthaki Yayınları kitapta geçen eserleri kitabın sonunda listelemiş. Satın almadan önce o listeye göz gezdirmek isteyebilirsiniz.

Bir alıntıyla bitireyim:

Doğru, bu dünyada gerçekten de kötü şeyler var; ama aynı zamanda harika kitaplar da var.

1 Ocak 2014

8. Ankara Kitap Fuarı

Yeni yıla başlamak için en güzel etkinlik bence kitap fuarı. Yılın ilk fuarı ATO Congresium'da 3-12 Ocak tarihlerinde gerçekleşecek. Aslında bu fuarlarda çok ciddi indirimler yapılmıyor. Çoğu zaman internet satış sitelerinde daha uygun fiyatlar bulunuyor. Yine de göz atmak gerek tabii. 



Bir de Sahaflar Birliği Derneği tarafından destekleniyor fuar. Burada yazıldığına göre 24 sahaf katılıyor fuara. Katılacak yayınevlerinden çok sahaflar mutlu etti beni. Umarım test kitaplarıyla dolu bir fuar olmaz da alacak güzel kitaplar bulabiliriz.

Etkinlik takvimi için buraya tıklayabilirsiniz. Daha düzgün bir halini bulamadım maalesef.

31 Aralık 2013

Yeni Yılınız Kutlu Olsun :)

Aslında 2013'te en çok hangi kitabı sevdim, hangi animelere, dizilere saatlerimi verdim ve 2014'te neler okuyup izlemeyi planlıyorum, bunları yazmak istiyordum; ama bunu düşünmekte geç kaldım. Hala acemiyim blog konusunda. Belki ilerleyen günlerde bir 2013 özeti yaparım.

2013 gerçekten olaylı ve sıkıntılı bir yıldı. Umarım 2014 hepimiz için çok daha keyifli bir yıl olur.

27 Aralık 2013

Noel Baba'dan Mektuplar

Bu süper kitap, Tolkien'in çocuklarına Noel Baba'nın ağzından yazığı mektuplardan oluşuyor. 1920 yılında en büyük oğlu John'a yazdığı mektupla başlıyor ve 1943 yılında kızı Priscilla'ya yazdığı mektupla sona eriyor.





Bu ilk mektup. Kitapta bütün mektupların orijinal halleri yok, keşke olsaydı; ama çizimlerin büyük çoğunluğu yer alıyormuş. Yıllar ilerledikçe Tolkien ailesi de kalabalıklaşıyor, Noel Baba'nın evi de. Noel Baba'nın sakar yardımcısı Kutup Ayısı, hemen hemen tüm hikayelerin baş kahramanı. Kutup Ayısı'nın yetmediği yerlerde elfler yardımcı oluyor. 

Tolkien de hikayeleri genelde Noel Baba'nın ağzından anlatsa da zaman zaman Kutup Ayısı'nın ve sekreteri olan elf İlbereth'in ağzından da yazıyor. Orijinal mektuplarda değişik el yazılarını, hikayeleri anlatan çizimleri görmek çok keyifli. İnsan böyle hayal gücüne sahip bir babayla yaşamak nasıldır diye düşünüyor ister istemez. 

Hikayelerin tamamı kurmaca da değil. İstanbul'un fethi, Hitler'in diktatörlüğü gibi olayları gerçek tarihlerini vererek çocuklara hikaye şeklinde anlatıyor. Okuyan Us Yayınları basmış kitabı ve İstanbul'un fethinin goblin (gulyabani diye çevirmişler) işgali şeklinde anlatılmasını "düşüncesizce tekrarlanan dinsel bir ön yargı" olarak görüp çevirilerde 1453 tarihine yer vermemişler, kitabın sonuna düştükleri bir notla durumu açıklamışlar. Ben yazıldığı şekilde okumayı tercih ederdim. Yine de çok sevdiğim bir kitap oldu.

25 Aralık 2013

Kitap Alışverişi

Epeydir Ahmet Ümit'in yeni kitabını almak istiyordum. O sırada gözüme başka bir kitap daha ilişti. Ötekiler Arasında, Jo Walton tarafından yazılan Nebula ve Hugo ödüllerini kazanmış bir fantastik kurgu. Ödüllerin yanı sıra kapakta bir de Ursula K. Le Guin'in referansı olunca bunu da almaya karar verdim. İnternet sitelerini araştırırken en uygunu ilknokta.com gibi geldi. Sanıyorum bu site İthaki Yayınları'nın satış sitesi. Dolayısıyla İthaki kitaplarını en ucuza satan site de bu. Bir de günün fırsatı diye Tolkien'in çizimlerinin, el yazısının yer aldığı Noel Baba'dan Mektuplar'ı 7,5 tl görünce cuma sabahı siparişimi verdim. 

Bu siteden ilk siparişimdi. Beğenmediğim tek nokta sadece Yurtiçi Kargo'yla çalışıyor olmaları. Kargo firması seçeneğim olsun isterdim. Neyse ki bu sefer sorun yaşamadım kargoyla da. Kitaplarım bugün elime geçti. Noel Baba'dan Mektuplar'ın temin süresi 7 gün yazıyordu; ama 3. iş gününde kargoya verdiler, sağolsunlar. :)


Kitaplar düzgün paketlenmişti. Bir de NTV Yayınları kataloguyla birkaç kitap ayracı koymuşlar pakete.



Ayın Karanlık Yüzü de ilknokta.com'un hediyesi oldu. Sanırım siparişin kaç lira tuttuğuna bakmaksızın belli birkaç kitaptan birini seçiyorsunuz ve hediye ediyorlar size. Ben ilk siparişimden memnun kaldım.